1 Kasım 2018 Perşembe

Albert Camus vs. Starbucks

Albert Camus, famous French author and philosopher, is known for this quote: “Should I kill myself or have a cup of coffee.” This sentence is very impressive once you start thinking about it. As an “existentialist”, he says that having a cup of coffee is not so much different than killing yourself. For him there is no purpose in the life. In the end, it doesn’t matter at all. These two actions have exactly same importance in the world.

 One can write fancy phrases on hypothetical cases. However when it comes to practice, the story is little bit different. Let’s see how he handled the situation. He died in a car accident. So, if he had the option between dying in a car accident and having another cup of coffee, I guess he would choose the coffee option. When he died actually, they have found an unused train ticket in his pocket. So, maybe he is not a guy that we should listen anyway.

 My point is different. Albert Camus was born in 1913 and he died in 1960. So, these are old times. Today, I was thinking what quotes our generation or future generations are gonna leave as a legacy. Here is my suggestions (Feel free to throw in your suggestions):


"Should I kill myself or should I finish looking at all the Instagram stories?

 "Should I kill myself or should I wait until the monday so that I can see my weekly discovery on Spotify?"

"Should I have a Nescafe or should I have a Nescafe?"



This is my photo right after i decided to have “tall chai tea latte without lactose” instead of killing myself. tomorrow I can try having white chocolate mocha without gluten. Nowadays, Starbucks is saving more life than hospitals and the Wi-Fi connection is a lot better.

5 Mayıs 2018 Cumartesi

İspanya'da Haftalık Market Alışverişi ve Türkiye ile Karşılaştırma

Buraya gelmeden önce günlük yaşama dair en çok merak ettiğim şeylerden biri market fiyatlarıydı. Bu hafta topluca bir alışveriş yaptım tek kişilik. Bu alışverişe haftalık toplam mutfak tüketimimin %70'i falan dahil, sadece aburcuburlar, yumurta, birkaç meyve vs. almadım.





  • 600 gram tavuk göğüs 3.68 €
  • Penne İtalyan makarna 500 gram paket 1.49 €
  • 200 gram pisto (şakşuka tarzı bi tür ezme) 1.59 €
  • 2 tane laktozsuz 1 lt süt 0.89x2=1.78 €
  • Saksıda Maydanoz 1.25 €
  • 40 gram curry baharat 1.30 €
  • 600 gram domates salçası 0.80 €
  • 1 kg patates 0.65 €
  • 500 gram çilek 1.25 €
  • Haşlanmış nohut 1 porsiyonluk kavanozda 0.54 €
  • 250 gram hazır salata 0.6 €
  • 16 gram acı biber 0.59 €
  • 320 gram  fırında pişmelik hazır pizza 2 tane 2x2 = 4 €
  • Ariel 3 in 1 sıvı çamaşır deterjan kapsülü 30lu 7.95 €
  • Pişmiş yarım piliç 3 €
  • 1 kg greek ( türk usulü) yogurt 2 €
Bunların tümü 32.47 Euro tuttu (Şu anki kurla 160 TL).  Gittiğim market burada ortalama bir market. (Bim, Şok tarzı bir yer de değil Macrocenter gibi lüks bir yer de değil.)

Türkiye Fiyatları (Carrefour ve Migros'un online fiyatlarına göre düzenledim.

  • 600 gram tavuk göğüs 8
  • Penne İtalyan makarna 500 gram paket 2
  • 200 gram pisto (şakşuka tarzı bi tür ezme) 8
  • 2 tane laktozsuz 1 lt süt 4x2=8
  • Saksıda Maydanoz 1.45
  • 40 gram curry baharat 4
  • 600 gram domates salçası 3.6
  • 1 kg patates 2.75
  • 500 gram çilek 3.30
  • Haşlanmış nohut 1 porsiyonluk kavanozda 5
  • 250 gram hazır salata 3
  • 16 gram acı biber 3
  • 320 gram  fırında pişmelik hazır pizza 2 tane 2x9 = 18
  • Ariel 3 in 1 sıvı çamaşır deterjan kapsülü 30lu 25
  • Pişmiş yarım piliç 5
  • 1 kg greek ( türk usulü) yogurt 5.5
Bu ürünleri Türkiye'de aldığımızda 105.6 TL tutuyor.

6 Ekim 2017 Cuma

Madrid'te İlk Ayım: Soru-Cevap

Selamlar

Bugün takvime bakınca fark ettim, Madrid'e geleli tam 1 ay olmuş. Ev arkadaşlarımdan biri masterın yoğunluğunu anlatırken hangi günde olduğunuzu değil sadece hangi haftada olduğunuzu bileceksiniz demişti de inanmamıştım. Daha sık yazmak vardı aklımda fakat fırsat bulamadım. Abdullah soruyor, Abdullah cevaplıyor:

CEMFI


1) Okul zor mu ?

*Okul zor,  okuldaki dersleri takip etmek ve ödevleri yetiştirmeye çalışmak zamanımın çoğunu tüketiyor. Gelmeden önce yoğun olacağını biliyordum ama aklımda haftada 1 günü boşa çıkarıp gezmek vardı. Şimdi boş 1 günüm olsa herhalde yatıp uyumak isterdim. Okul zor fakat çok fazla şey öğrenip eksiklerimi gidermeye çalışıyorum. Bu açıdan bana çok faydası oluyor . Sınıf 27 kişi ve çoğu kişi birbirinden bir şeyler öğrenmeye çalışıyor. Hocalar da şimdiden çoğu kişinin isimlerini öğrendiler ve birebir iletişim kurup gerçekten bir şeyler öğrenmemiz için emek harcıyorlar. Fakat neredeyse herkesin bilgi birikimi çok iyi ve çoğunluk iktisat doktorası yapmayı amaçlıyor haliyle sınıf içi rekabet yüksek. 

2) İspanyolca ne durumda ? 

*Yine buraya gelmeden önce İspanyolca öğrenmek için bir kursa gidecek vaktimin olmayacağını biliyordum. O yüzden buradan ayrıldığımda şu seviyede İspanyolca bileceğim diyerek gelmedim buraya. Fakat günlük hayatta bu kadar ihtiyaç duyacağımı da açıkçası düşünmüyordum. Uçaktan indiğim ilk andan bugüne yerel insanlarla iletişim kurmaya çalışırken  İngilizce hiçbir zaman işe yaramadı. Burada gerçekten temel seviyede İspanyolca'ya ihtiyaç duyduğumu anladım ve sokakta, okulda konuşan insanları dinlemeye başladım. Bir yandan Duolingo'dan kelime ve temel cümle yapılarını öğreniyorum günde 15-20 dakika da olsa. Öte yandan İspanyol arkadaşların yanında cümle kurmaya vs. çalışıyorum. Şimdilik bu sistemden memnunum. Ev arkadaşlarımdan ikisinin anadilinin İspanyolca olması da büyük şans. Mesela tambien kelimesine çok duyuyordum sokakta, sordum ev arkadaşıma ne demek diye, bana 5-10 dakika bütün kullanımlarıyla anlattı. 

Temple of Debod


3) İnsanlar nasıl ?

* İnsan her yerde insan diyerek çok klişe bir cevap vermek isterdim ama öyle olduğunu düşünmüyorum. Bu soruyu ikiye ayırmam gerekiyor.

a) CEMFI'de insanlar nasıl ?

Okulda kütüphane görevlisi dahil herkes İngilizce konuşuyor, derslerin ve ödevlerin tamamı İngilizce,  dolayısıyla bir dil problemi yaşamıyorum. Aksine anadili İspanyolca olan arkadaşlarım bazen dersleri takip etmekte sıkıntı yaşıyorlar çünkü lisans eğitimleri İngilizce değil İspanyolca verilmiş.
Okulda hocalar sürekli soru sormayı, araştırmayı teşvik ediyor ve yaklaşımları çok sıcak. Ofisleri her zaman açık öğrencilere. Bunda sayıca az olmamızın da payı var diye düşünüyorum. Ev arkadaşlarımdan ikisi doktora öğrencisi. Daha ilk haftadan okulun doktora öğrencileriyle tanışma fırsatım oldu. Onlar da hem motivasyon anlamında hem de sosyal anlamda çok destek oluyorlar ve çoğu doktora öğrencisi yüksek lisanslarla beraber vakit geçiriyor. Üst dönemimizde yine 25 civarı öğrenci var, onların da bize karşı yaklaşımları çok iyi. Herkes hocalara ismiyle vs. hitap ediyor, dolayısıyla bir hiyerarşi yok diyebilirim. Sınıfımda 11 Çinli var, 5-6 İspanyol var. Birkaç Avrupalının dışında Kosta Rika, Arjantin, Uruguay, Brezilya gibi Latin Amerika'dan gelenler var. Çinliler genelde herhangi bir sosyal aktiviteye katılmıyorlar ve tüm vakitlerini kendi alt gruplarıyla geçiriyorlar. 
Latin Amerika'dan gelenler için ortak bir şey söylemek zor. Ev arkadaşlarımdan ikisi Kosta Rikalı ve ikisi de çok neşeli, keyifleri yerinde. Kafalarına pek bir şey takmıyorlar, bir de sohbet etmeyi seviyorlar.
Sınıftaki İspanyollar'ın ise kendi küçük alt grupları var ve genelde birbirleriyle vakit geçiriyorlar. Aralarında Valencia'dan, Barcelona'dan, Bask'tan gelenler de var.

Okulun basketbol, futbol ve koşu grubu var. İsteyen herkes katılabiliyor. Futbol grubuna girdim ben de. Haftada 1 saat Retiro Parkı'nda toplanıp hocalar, öğrenciler top oynuyoruz. Buraya dair en sevdiğim şeylerden biri. 

b) Madrid'te insanlar nasıl?

İnsanlar hiçbir şey için acele etmiyor. Örneğin Türkiye'de normal bir restorana gidildiğinde süreç şöyle ilerler:
- 0-3 dk: Menü gelir.
- 3-10 dk: Sipariş verilir.
- 10-25 dk : Yemek gelir.
- 20-50 dk: Yemek yenir.
- 50-60 dk : Hesap istenir, çay içilir, kalkılır. 

Madrid'te ortalama bir restoranda:
-5-10 dk: Menü gelir
-10-20 dk : Sipariş verilir.
-35-50 dk : Yemek gelir.
-50-90 dk: Yemek yenir.
-90-95 dk: Hesap istenir.
-100-120 dk: Hesap bir daha istenir, hesap gelir, kartla ödeyecekseniz bir 5-10 dk kartı beklersiniz o gelir. Sonra kalkılır.

Yanlış anlaşılmasın, yemeği aceleyle yemeyi sevmiyorum ve uzun uzun sofrada oturmak keyifli. Fakat eğer birisi size akşam yemeği yiyelim demişse ve iyi ihtimalle 21.00'de buluşmuşsanız en erken 23.00 gibi o masadan kalkılacağını bilmek lazım. 21.00 diyorum çünkü burada insanlar akşam yemeğini epey geç yiyor ve saat 20.00'den önce akşam yemeği çıkaran yer bulmak zor. Geçen Dominos Pizza'ya gittik mesela. Oraya girip kalkmamız bile 2 saatten fazla sürdü, Türkiye'de olsa 40 dk'dan sonra garson başımızdaydı: "Sufle alır mıyız?"

Dolayısıyla bu rahatlık buluşmalara da yansıyor ve genelde buluşmak için bir saat belirlendiğinde neredeyse herkes o saatin sarkacağını biliyor. On gün önce, oturum izni almak için okulun avukatı ile belediyeye gitmemiz gerekiyordu ve belediyeyle net bir saatte randevumuz vardı, avukat 20 dk falan geç kaldı mesela, belediyedekiler de hiç randevunuz geçmiş demedi :D. 

Madrid'te yaşadığım yer okula yakın, dolayısıyla Retiro Parkı'na da çok yakın ve çok fazla yaşlı var. Çok fazla yaşlının çok fazla köpeği var. Kimsenin kedisi yok. Çok garip, sokakta bir kedi bile görmedim.  Çok fazla insan spor yapıyor ve şehrin başkenti olmasına rağmen pek trafik yok. Bir de takım elbiseli erkekleri, kadınları bisikletle, Vespa ile vs. görüyorum sık sık. 

Apartmanda herkes birbirine selam veriyor, esnaf genel olarak çok ehlikeyf, muhabbet etmeyi çok seviyorlar. Ben bazen pratik olsun diye siparişimi İspanyolca veriyorum veya sokaktaki bir insana İspanyolca bir şey soruyorum, sonra inceden bir muhabbet başlıyor ama İspanyolca olduğu için hiçbir şey anlamıyorum. Allah'tan tamam, teşekkürler,  aynen ben de, bir şey değil vs. demeyi öğrendim de kafa sallamaktan öteye gidebiliyorum. 

Gece 2 de 3 de olsa burada kimse kimseye bakmıyor, karışmıyor. Retiro Parkı'nda güneşlenen de oluyor, koşan da, piknik yapan da, herkes kendi halinde. Evsizler dilenciler vs. de kendi halinde. 
Turistik bazı yerlerde cepçiliğin yaygın olduğunu duydum ama oralara gidemedim henüz.

  Osmanbey-Nişantaşı-Kadıköy karışımı diyebilirim kendi adıma Madrid'in yaşadığım bölgesi için. Kadınlar erkekler genelde fiziksel açıdan bize benziyor ama genelde vücutları daha düzgün diyebilirim. 



4) Yaşam pahalı mı ?

Bu kişiden kişiye çok değişiyor. Sınıfta bir İsviçreli var, ona buradaki her şey aşırı ucuz geliyor. Genel olarak burayı çok ucuz bulmayan tek kişi benim galiba sınıfta. Diğer Avrupa başkentlerine göre ucuz olduğu kesin. Gelmeden önce en çok merak ettiğim şeylerden biri aylık masrafımın ne kadar olacağı idi. İnternette çok da net bilgiler bulamamıştım. Sadece okulun web sitesi ortalama 850 Euro yazmıştı. Ben şansıma çok güzel bir evde ucuza kalıyorum. Evim okula ve şehrin turistik yerlerine yürüme mesafesinde ve odaya 350 Euro veriyorum. Bu paraya bütün faturalar, eşyalar, ayda iki kere ev temizliği dahil. Fiyatlara birim bazında  bakarsak ürünlerin %99'u Türkiye'den daha ucuz. Burada genelde Dia ve Carrefour'dan alışveriş yapıyorum. Et, süt ürünleri ucuz. En kaliteli sütün litresi 1 Euro, sığır etinden hamburger köftesinin kilosu 8-9 Euro. Domuz ürünleri 5-6 Euro 1 kilosu. Haftada 1-2 kere dışarıdan yiyorum, geri kalan öğünleri evde yapıyorum. Genelde cumartesi akşamları arkadaşlarla dışarı çıkıyoruz. Bu haliyle havalimanında indiğim andan bugüne 1 ayda 700 Euro harcamışım. Burda 2000 euro net kazanan biri gayet iyi yaşar diye düşünüyorum. 


Şimdilik aklıma bunlar geldi, buraya kadar okuyanlara teşekkür ediyorum, yorumlarınız bekliyorum. 

¡Hasta luego!





8 Eylül 2017 Cuma

Madrid'te İlk Gün

İlk defa yurtdışına çıkacağım için sürecin geneli heyecanlı geçti benim açımdan. Vizeye başvurma, ev bulma, uçak biletini alma, başvuru sonucunu bekleme derken gideceğim gün geldi çattı. Gerekli belgeleri hazırladım, yola koyuldum. Nilay da benimle Sabiha Gökçen'e kadar geldi, Ankara-İstanbul uçağına bileti THY'den almıştık ve sıcak sandviçle kahve ikram ettiler. O güne dek hep Pegasus kullandığımdan uçakta ücretsiz bi şey yiyip içmek çok hoşuma gitti.

Yurtdışı harç pulu, bagaj teslimi, yeşil pasaport güvenlik kontrolü, pasaport sırası, ikinci güvenlik derken kendimi duty freede buldum. Uçağıma yaklaşık 2 saat olduğu için epey detaylıca bakındım ama fiyatı uygun hiçbi şey bulamadım. Zaten genelde insanlar da alkol ve sigara alıyorlardı.


Uçak Pegasus'un klasik uçağı, uçuş 4 saatten biraz uzun sürdü. Beni ilk karşılayan Vodafone'un promosyon mesajı oldu. İnip bir kontrolden daha geçtikten ve 15 dk kadar valizi bekledikten sonra havalimanının kapısında Airport Express Bus otobüsüne bindim. Ücreti 5 euro idi. İETT otobüsü tarzında, klima ve wifi var. Otobüs hareket ettikten 10-15 dk sonra indim ve gireceğim sokağı aramaya başladım. Ev ile bu durağın arasında 800 metre olduğunu biliyordum. O yüzden inince birine sokağı sorarım o da tarif eder diye düşündüm. İnince sokağı sorduğumda bir iki kişi bilmediğini söyledi. Bir kişi de biliyormuş ama İngilizce bilmiyordu, sağ olsun sokağın başına kadar getirdi beni.

Eve geldim, Kosta Rikalı ev arkadaşımla tanıştım. Çok sıcakkanlı karşıladı, muhabbet ettik. Akşam yemeğe çıkalım dedi. Ben de yorulduğum için yattım, uyudum. Uyanınca öteki ev arkadaşımla da tanıştım beraber yemeğe gittik. Çok keyifli ve lezzetli bi yemek oldu.

Sokakta yürümek filan şimdilik garip, çünkü hiç bilmediğim bir dili konuşan insanlarlayım. Neyse ki çoğu insan sakin ve güleryüzlü, selamı sabahı esirgemiyorlar.

Şimdilik, Madrid'ten bu kadar.

Albert Camus vs. Starbucks

Albert Camus, famous French author and philosopher, is known for this quote: “Should I kill myself or have a cup of coffee.” This sentence i...